RSS Besleme

Açık Hava Müzesi İznik

Posted on

yesilİznik, bütünüyle  ‘’açık hava müzesi’’ olan ve dünyada eşine az rastlanan tarihi ve antik şehirdir. Hellenistik çağdan kalma ızgara planlı kent yerleşimi, Roma, Bizans ve Osmanlı döneminden kalan anıtsal yapıları ile tarihi kent dokusu bütün canlılığıyla korunmaktadır. Bursa’nın 86 km kuzeydoğusunda yer alan İznik, aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Zeytinlik bağ ve bahçeler arasındaki İznik’in çevresi yaklaşık 5 km uzunluğundaki iki bin yıllık surlarla çevrilidir.

Kent yakınlarındaki Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca Höyüklerinde M.Ö. 2500 yıllarına inen uygarlık izleri saklıdır. M.Ö. 7. Yüzyılda Trak kavimlerinin göçlerinden önce burada kurulan yerleşim  ‘’ Helikare’’ adını almıştır. Kentte basılan sikkelerde Khryseapolis (Altın Şehir) adı okunmaktadır.

Makedonya İmparatoru İskender’in generali Antigonos tarafından M. Ö. 316 yılında yenilenen kent Antigoneia adı ile anılır. İskender’in ölümünden sonra Antigonos ile general Lysimakhos arasındaki savaşı kazanan Lysimakhos kente, Antipatros’un kızı olan eşi Nicaea’nın adını verir.

M.Ö. 293’te Bithynia Krallığı’na bağlanan kent, önemli mimari yapılarla süslenir. Bir süre Bithynia Kırallığı’nın başkenti olan Nicaea daha sonra Roma’nın önemli bir yerleşim bölgesi olarak varlığını sürdürür.

yesil (2)Roma İmparatorluğu, M. S. 285 yılından başlayarak Doğu Roma ve Batı Roma İmparatorluğu olarak iki yönetim alanına bölününce, İznik daha sonra Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalır. İznik Bizanslıların elinde büyük imar görür. Bu dönemde şehirde kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapılır.

1071’de Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusunu yenmesinden sonra, Türkler Bizans içlerine kadar girerler. Kutalmışoğlu Süleyman şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı alır ve Sulçuklu devletinin başkenti  yapar. Şehir surları yeniden yapılır. Adınıda ‘’Nicaea’nın izi’’ anlamına gelen ‘’İznik’’ olarak değiştirir. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti olur.

I. Haçlı Ordusunun önünde tutunamayan 1. Kılıçarslan’ın şehri terk etmesiyle (1096) İznik’te 2. Bizans dönemi başlar. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişilir ve surların önüne bir ön duvar (Ön sur) inşa edilerek şehrin korunması güçlendirilir. 1299 yılında Yenişehir’i merkez yapan Osman Gazi İznik’i kuşatınca Bizans İmparatoru kuvvet gönderir Osman Gazi’nin 23 Temmuz 1302’de Yalova’da kazandığı zafer Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunu hızlandırır.

yesil (13)

İznik, Orhan bey (1326-1362) tarafından 1331 tarihinde fethedilerek yeniden Türk iradesine girer. İznik, önemli bir sanat, ticaret ve kültür merkezi olur. Özellikle Sultan II. Murad’ın ve Sadrazam Çandarlı ailesinin ilgisiyle şehir tepeden tırnağa imar edilerek bir çok camii, medrese, han, hamam yapılır. 14. Ve 16. Yüzyıllarda İznik, birçok alim ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşür. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlar, bu yüzden de İznik!e ‘’Ulema Yuvası’’ (Alimler Diyarı) da denir. Osmanlı döneminin ilk medresesi ve imareti İznik’te inşa edilmiştir.

yesil (3)1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi sonucu imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra İznik, 12 Temmuz 1920’de Yunan kuvvetlerince işgal edilir. 2 ay 18 gün süren birinci işgal yöre halkının da katılımıyla başlatılan direniş sonucu 30 Eylül 1920’de kırılır. Ancak           24 Kasım 1920’de bir kez daha işgal edilen kent 27-28 Kasım 1920’de tekrar özgürlüğüne kavuşur.     30 Ağustos 1922 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kazandığı zafer kesin kurtuluşu getirir.

Bugün sadece Bursa’nın değil dünyanın da en önemli kültürel birikimine sahip olan İznik ve önemli inanç turizm merkezlerinden biri olmaya adaydır.

Hıristiyan aleminin 3. Kutsal kenti : İZNİK

İznik aynı zamanda Hıristiyan dünyası için çok önemli dini merkezlerden biridir. Hıristiyanlığın ana ilkelerinin belirlendiği Birinci Konsül, 228 piskoposun katılımıyla 325 yılında İznik’te Senatus Saray’nda toplanır. İmparator I. Constantinus ‘un da katıldığı toplantıda iki önemli görüş tartışılır. İskenderiyeli din adamı Arius’un görüşü  ‘’Hz. İsa’nın sadece bir insan olduğu ve tanrının oğlu olarak dünyaya gelmediği’’ şeklindedir. Kısa sürede taraftar toplayan bu teze, piskopatlar karşı çıkar. Hıristiyan dünyasınca bugün de inanılan ‘’Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu’’ tezi uzun tartışmalardan sonra kabul  görür. Hıristiyanlıkla ilgili yortu günleri ve İznik Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik metin bu konsülden sonra kabul edilir. Bundan dolayı İznik 1962 yılında Vatikan’da toplanan 19. Konsülde Kudüs ve Vatikan’ dan sonra üçüncü kutsal kent ilan edilir. Ayrıca 787 yılında da İznik Ayasofya’sında 7. Konsül toplanır ve İmparatoriçe İrene’nin önderliği ile resim ve heykel üzerindeki yasaklar kaldırılır.

yesil (4)Ayasofya Camisi: İznik Merkezde iki ana caddenin keşiştiği yerde, kentin tam ortasındadır. İlk olarak M. S. 7. Yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen Gimnasium üzerine Bizans döneminde bazilika olarak inşa edilmiştir. Tahminen 11. Yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahanlıdır. Orhan Gazi tarafından 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir. 1935 ve 1953 yıllarında yapılan onarımlar sırasında renkli taşlarla bezenmiş taban mozaikleri ve din görevlilerinin törenler esnasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ortaya çıkarılmıştır. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır.

Beştaş (Obelisk): Kentin kuzeyinde eski Roma yolu üzerindeki bağlar arasında mezar anıt yükselmektedir. 12 metre yüksekliğindeki anıt Beştaş, Nişantaşı ve Dikilitaş adları ile de bilinmektedir. Üzerindeki Yunanca kitabeden I. Yüzyılda C. Cassius Philiscus’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Anıtın tepesindeki altıncı taşın üzerinde bir kartal veya zafer tanrıçası Nike’nin heykeli olduğu sanılmaktadır. Anıtın bir yönünde ise Philiscus’un heykeli olduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır.

yesil (15)Yeşil Cami: İznik’in sembolü olan Yeşil Camii, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almaktadır. Caminin yapımı Çandarlı Hayrettin Paşa zamanında (1378) başlatılır, fakat ölümü üzerine oğlu Ali Paşa tarafından 13912de tamamlanır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesindedir. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zigzaglı mozaik tekniğiyle bezenmiştir. Selçuklu minare geleneğinin ilk dönem Osmanlı sanatına yansımasının önemli bir örneğidir.

yesil (6)İznik Müzesi (Nilüfer Hatun İmareti): Osmanlı Sultanı I. Murat tarafından 1388 yılında annesi Nilüfer Hatunun anısına yoksullar için yemek dağıtılan bir hayır kurumu olarak inşa ettirilir. Cumhuriyet döneminde değişik gereksinimler için kullanılan bina 1960 yılında müze olarak hizmete açılır. Kitabeli bir kapıdan kubbeyle örtülü ana mekana girilen imarette Bizans dönemine özgü zengin ve renkli taş ve tuğla işçiliği dikkat çekmektedir. Halem müze olarak kullanılan imaret, 14. Yy Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Müzede, İznik ve çevresinden toplanan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar neolatik yerleşim alanları ile Roma Tiyatrosu ve İznik’teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde; Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri yer almaktadır.

yesil (5)İznik’te bulunan diğer eşsiz eserler arasında Berber Kaya, hypoge yer altı mezarları, Dörttepeler tümülüsü, Ayatrifon kilisesi, Rüstem paşa Hanı, İsmail Bey Hamamı, Hacı Özbek Camii sayılabilir.

İznik Surları ve Tarihi Kapıları: Helenistik dönemde inşa edilmeye başlayan, dört ana kapı gibi görünen ve İznik’in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar, 4970 mt. Uzunluğundadır. Yüksekliği 10-13 metre arasında değişen surlarda, yuvarlak ve kare şeklinde 114 burç vardır. 8. Yüzyıldaki sur duvarları, tiyatrodan getirilen taş ve yapı malzemeleri ile yükseltilmiş ve burçlar ilave edilmiştir. İznik’in senbolü olan tarihi kapılar; Roma imparatorluğu döneminde yapılmıştır. İmparator Hadrianus döneminde 123 yılında ciddi bir onarım görmüşlerdir. Ayakta kalabilen en görkemli kapılar İstanbul kapı, Lefke Kapı, ve Yenişehir Kapı olup Göl Kapı yıkık durumdadır. İstanbul ve Lefke Kapısında mermer kabartma friz parçalarının da kullanıldığı görülmektedir.

Hacı Hamza Hamamı (II.Murat Hamamı): Mahmut Çelebi Camisi´nin kuzeydoğusunda Maltepe Sokak ile Belediye Sokağın kesiştiği köşede yer alan bu hamamın kitabesi olmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Hamamın plan şekli, duvar yapım tekniği ve erkekler kısmının giriş eyvanının Yeşil Cami’ye, soğukluk kubbe kasnağının Bursa’daki Eski kaplıcaya benzerliğinden ötürü XIV. yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Osmanlı mimarisi hamam tipleri arasında çifte hamam olarak nitelenen gruptandır. Hamamın duvarları kaba moloz taştan yapılmıştır. Bunun üzerinde bir taş sırasını iki sıra tuğla izlemektedir. Bu duvar örgüsünün aralarına da yer yer dikey tuğlalar yerleştirilmiştir. Köşelerde mermer blok taşlar kullanılmıştır. Bu taşların bazıları antik döneme tarihlendirilmektedir. Ayrıca pencere kemerlerinde üç sıra tuğla ve bir sıra da kesme taş kullanılmıştır.

yesil (14)

Yaşamın Kaynağı İznik Gölü: İznik Gölünün antik adı Askaniadır. Yüzölçümü 298 km², denizden yüksekliği 85 mt.’dir. Genişliği en dar yerinde 11 km, doğu-batı doğrultusunda uzunluğu 32 km’dir. Derinliği kuzeyden güneye doğru artan gölün en derin yeri 65 m’dir. Gölün kuzeyinde Samanlı Dağları Güneyinde de Katırlı Dağları yer almaktadır. Marmara Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü 1991 yılında sit alanı ilan edilmiştir.  Çevresi zeytinlikler, bağlar,meyve ve sebze bahçeleriyle kaplıdır. Ayrıca çevresinde, karışık koloniler kuran küçük karabatak ve gece balıkçılı ile özel çevre koruma alanı ölçütlerine uymaktadır. Suları tatlı olan gölde sazan ve yayın balığı ile kerevit yetişir. Turizm bakımından da önem taşıyan İznik Gölü, yüzme, kano ve sörf gibi su sporları için idealdir. İznik Gölü, balıkçılık yapan yüzlerce ailenin de geçim kaynağıdır.

Dünyaya nam salan İznik Çinisi

yesil (11)İznik Osmanlı devrinde, büyük çini merkezlerinden biridir. Osmanlı devrinden zamanımıza kadar gelen en eski çinileri 1391 tarihinde inşaatı tamamlanan İznik Yeşil Cami minare sinde görmek mümkündür. İznik’te 15. asrın ilk senelerinde başlayan çinicilik çok kısa bir zamanda büyük bir gelişme gösterdiğinden şehre çinili İZNİK adı verilmiştir. 17. yy. da İznik’i gezen Evliya Çelebi,  bu şehrin dokuz mahallesinde halkın çini ve çanak çömlek imal ederek geçimini sağladığını ve İznik’te 340 adet çini fırının bulunduğunu seyahatnamesinde zikretmektedir. Osmanlı devrinde mimari eserlerin iç tezyinatında kullanılan çiniler 24×24 cm. ebadında ve 2-3 cm. kalınlığında tabakalar halinde yapılmıştır.  Umumiyetle Selçuk çini tezyinatı Osmanlıların ilk devirler de bazı küçük değişikliklerle devam etmiştir. İstanbul Çini Köşk Müzesi mihrabında,  Selçuklu hendesi ve yıldızlardan müteşekildir. İznik çinilerin de hendesi şekiller yerine zarif kıvrık dallar üzerine serpiştirilen Hatayi ve Rumi tezyinata önem verilmiştir.

yesil (10)Bugün birçok mimari eserimizi süsleyen ve bazı Avrupa müzelerinin en mutena köşelerinde muhafaza edilen İznik çini ve seramiğinin yapılma işine 16. yy . da büyük önem verilmiştir. Çinicilikteki bu inkişaf 16. asırda artan inşa faaliyetlerine sıkı sıkıya bağlıdır. 16. asrın 1. yarısın da imal edilen çinilerde beyaz zemin üzerine çiçek motifleri ,rumiler ve palmetler mavi, lacivert ve sarı renkte işlenmiştir. 16. yy’ın ikinci yarısından itibaren çinilerin renk ve motiflerinde kendini gösteren değişme neticesinde büyük bir zenginlik ve kalite yükselmesi görülür. Beyaz zemin üzerine natüralist çiçek ve yaprak, şakayık, lale,  sümbül, karanfil, gül, erik ve nar çiçeği motifleri itina ile işlenmiştir. Sırlar parlak ve çok temizdir.

1557’den sonra ortaya çıkan mercan kırmızısı, çinilere ayrı bir güzellik vermektedir. Çiniler üzerinde kabartma şeklinde görülen domates veya mercan kırmızısının 17 yy. başlarında birden kaybolduğu görülür. Herhalde ustasının ölümü ile mercan kırmızısı sır olup gitmiştir 16. yy. İznik çinileri ile,Topkapı Sarayı harem dairesinde altın yol, 1557 yılında inşaatı tamamlanan Süleymaniye Camii’nin mihrabı, Rüstem Paşa Camii ve türbesi, Sokullu Mehmet Paşa Camii ile diğer bazı mimari eserler tezyin edilmiştir. Ayrıca bu yüzyıl çinilerinde çiçeklerden en fazla lale motifine yer verilmiştir. Rüstem Paşa Camii çinilerinde kırk bir çeşit lale motifinin bulunduğu tesbit edilmiştir. 17. yy. başlarında İznik çini sanatı ve tekniğinde bir duraklama görülür.  Desenler bozulmaya renkler birbirine vurmaya başlar. Lale ve karanfil motiflerin de 16. yy.’ ın  ikinci yarısında görülen mercan kırmızısı kaybolur. Yerine soluk bir yesil (8)kırmızı gelir. Bu yüzyılın çinilerinde zemin beyaz,yeşiller mavimsi ,firuze mavisi de yeşilimsi bir renk alır. 16. yüzyılda yapılan panolarda çiçek ve ağaçlar doğrudan doğruya yerden çıkmış gösterildiği halde, 17. asırda artık vazoların içinden çıkarılmaya başlanır. Bununla beraber 17. yy.  başlarında fevkalade güzel çiniler imal edilmiştir. Sultan Ahmed Camii, Revan ve Bağdat Köşkleri, Topkapı Sarayının sünnet odası kapısının iki yanı bu devir çinileriyle süslenmiştir. 17.yy sonlarında İznik çiniciliğinde başlayan gerileme, Osmanlı Devleti’nin duraklaması ile alakalıdır. Dahili ve harici huzursuzluklar ve harplerle yıpranan devlet, sulh ve sükun devrinde sanata gösterilen alakayı gösterememiştir.  16. asrın hummalı sanat faaliyetlerine bu devirde tesadüf edemiyoruz. Mimari faaliyetler parasızlık sebebiyle çok azalmış ve mimariyi kendisi ne bir tatbik sahası addeden İznik çiniciliği de böylece bozulmaya başlamıştır. İnşaatın durması ile sipariş alamayan çini imalathaneleri yavaş yavaş kapanmaya başlamış ve 1716 senesinde İznik’te çini faaliyeti tamamen sona ermiştir. yesil (7)1719’da yapılan 3. Ahmet Kütüphanesi’nin Çini ihtiyacı boğaz içindeki Kara Mustafa Paşa Yalısı’nın çinileri sökülerek karşılanmıştır. 18. asırda III. Ahmet’in veziri Nevşehirli Damat İbrahim Paşa İznik’teki çini ustalarını toplayarak 1725 senesinde İstanbul’ da Tekfur Sarayı’nda çini imalathanesi açarak çiniciliği tekrar ihya etmek istemiştir. Bu imalathanede İznik çinisi ayarında çini yapılamamıştır. Tekfur Sarayı çinilerinde, zemin kirli mavimtırak, motifler yeşil mavi, solgun kırmızı ve sarı renkte olup sırlar bozuktur. Kısa bir müddet sonra bu faaliyet de durmuş, ihtiyacı karşılamak için Viyana ve İtalya’dan çini ithal edilmiştir. Son yıllarda Prof. Dr.Oktay Aslanapa tarafından, İznik Çiniciliği ile ilgili bir takım araştırmalar yapılmış ve bu araştırmalar neticesinde bazı çini fırınları bulunmuştur. Günümüzde bu araştırmalar zaman zaman devam etmektedir. Son yıllarda İlçede yapılan kazılar ve atölye çalışmalarıyla birlikte İznik Çiniciliğinde bir hareketlilik gözlenmektedir. Bu hareketlilik İlçede faaliyet gösteren çini atölyelerini umut verici çalışmalarıyla da kendini göstermektedir.

yesil (16)

Yazı ve fotoğraflar: Arif MİLETLİ

bursa

Bu sayfada yer alan yazı ve fotoğraflar, kısmen veya tamamen, kaynak gösterilse bile, izin alınmadan kullanılamaz. Fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: